Bu çocuklara bakınca ortak geleceğimizden endişe duymuyorum

Bu cümleyi Almanya Başbakanı Angela Merkel’in söylemesini çok isterdim. Veya Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer’in. Hatta son günlerde basın üzerinden kozlarını paylaşan Angela Merkel ile Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın yan yana oturup programı izledikten sonra beraberce bu cümleyi söylemleri çok iyi olurdu.  

Sonra baş başa verip Türkçeyi, Almancayla, eğitim sorunun siyasetle, ortak yaşamı asimilasyonla karıştırmanın ne kadar doğru olup olmadığını, özeleştiride bulunarak değerlendirmelerini arzulardım.

Sözünü ettiğim program Berlin’de düzenlenen 8. Türkçe Olimpiyatları Almanya finaliydi ve başlık olarak kullandığım cümleyi de başka bir Alman siyasetçi söyledi: Kai Wegner. Berlin Spandau bölgesinden federal meclise seçilen Wegner’in seçim bölgesinde TÜDESB Eğitim Kurumlarının okulları bulunuyor. Derneği ve çalışmalarını tanıdıkça seven, sevdikçe destekleyen Kai Wegner üç bin kişinin doldurduğu ve yüzlerce seyircinin yer bulamadığından dolayı geri dönmek zorunda kaldığı programı saatlerce izledi. Konuşurken ise yukarıdaki cümleye ek olarak bu ortam beni bağladı, istesem de gidemezdim, dedi.

Aslında programda Angela Merkel’in olması gerekiyordu. Türkiye gezisinden iki gün önce Berlin Tempodrom’da binlerce Türk ve Alman izleyici karşısına alıp ‘ben sizin de başbakanınızım’ mesajını vermesi gerekiyordu. Eğer Erdoğan’ın, aslında ne anlama geldiğini kimsenin tam anlayamadığı ‘Türk liseleri’ talebine okkalı bir cevap vermesi gerekiyorsa, sahnede sevgi dili Türkçe ile yarışan Türk ve Alman gençlerini izledikten sonra bunu yapmalıydı Merkel. Şansölye, eğitim gönüllülerinin Almanya’nın çoğulcu ve demokratik yapısında Türkçe ise Türkçe, folklor ise folklor, Almanca ise Almanca; Alman toplum ve devletin sunduğu imkanlardan yararlanarak geçekleştirdikleri eğitim çalışmalarını izledikten sonra demeliydi diyeceğini. Türkiye dışında en çok Türkün yaşadığı Almanya, bütün sorunlara rağmen, Türklerin rahat ettikleri, demokratik özgürlüklerden yararlandıkları, sıkıntılı durumda sosyal haklara müracaat ettikleri bir ülke.

Erdoğan Türk liseleri talebi yerine, konsolosluklarda boş olan eğitim ataşeliklerine personel yerleştirse, Almanya Türklerinin yaşadığı sorunların temelinde Alman siyaseti kadar Türk siyasetinin de ihmallerinin olduğunu itiraf etse ve yargılamadan önce durumu anlamaya çalışsa çok daha faydalı iş yapmış olur.

Merkel, 9 Mayısta KRV’de yapılacak seçimlerde sağ oyları toplamak için imtiyazlı ortaklık tekerlemesini yapmazsa, iki de bir tehdit kokan ‘iyi Almanca öğrenin yoksa’ anlamına gelen cümleler kullanmazsa, aynı partiden olan Barbara John’a kulak verip, Türk komşularınızla sevgi ve saygıya dayalı bir ilişki kurmak için birkaç kelime Türkçe öğrenin dese, hatta kendisi, Anıtkabirde ‘Merhaba asker’ demenin ötesinde ‘Merhaba Almanyalı Türkler’ diye başlayıp gönül almak için birkaç cümle Türkçe konuşsa ortak yaşama büyük katkıda bulunmuş olur.

Ben iki ülke başbakanları ve Uyum Bakanı Böhmer’in hangi derin siyasi hesaplara ve önyargılara dayalı olduğunu tahmin edebildiğim, ama yanlış bulduğum açıklamaları yerine, Türk-Alman gençlerinin oluşturduğu sevgi atmosferinde Kai Wegener’in samimi ve kalpten gelen sözlerini ölçü alıyorum. Ortak bir geleceğimiz var. Bunu bugün siyaset sahnesinde yer alan isimler anlamaz ve kabul etmese de bu böyle. Kaderin verdiği hüküm, Türk Alman dostluğu ve işbirliğinin yeşertilmesi doğrultusundadır. Evet, ortak bir geleceğin inşası öncelikli olarak siyasetçilerin görevi. Ama onlar bunu yapmıyor diye oturup beklemenin ve onları eleştirmekle yetinmenin alemi yok. Almanyalı Türkler ve Almanların el ele verip daha güzel bir gelecek için çalışmaları gerekiyor. Bu işbirliğinin ne kadar güzel meyve verdiğini görmek isteyenlerin önümüzdeki yıl yapılacak olan 9. Türkçe Olimpiyatları Almanya finaline katılmaları faydalı olacaktır.

 

Süleyman Bağ

EUROZAMAN

29.03.2010